22 Nisan 2012 Pazar

RÖPORTAJ / Yonca Lodi - Ton Farkı


Pop müziğinin başarılı yorumcularından Yonca Lodi, 2012 yılını yepyeni şarkısı "Ton Farkı" ile karşıladı. Sözünde ve müziğinde Soner Sarıkabadayı imzası taşıyan "Ton Farkı" ile kısa sürede müzik listelerinde üst sıralara yerleşen Yonca Lodi, şarkının akustik ve club versiyonlarının da bulunduğu single'ını dijital platformlar üzerinden dinleyicilerle buluşturdu. Yıl sonunda yayınlayacağı yeni albümünün müjdesini de veren Yonca Lodi ile ton farklılıklarını ve önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi planladığı projelerini konuştuk. 


"Milat"tan bu yana neler yapıyordunuz? Müzikal anlamda kendi içinizde nasıl bir değişim yaşadınız? 
"Milat" albümünün klipleri dışında bu süreyi hep konserlerle ve turne hazırlıklarıyla geçirdik. Bu süreç hep hareketli ve sıcak geçti. Bir yandan albüm için repertuvar devam ediyordu. Bir şekilde albümü yılın son aylarına yetiştirmek istediğim için hala repertuvar çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar devam ederken "Ton Farkı" oluştu. Şarkıyı bahar ayları için de çok uygun bulduğumdan, dinleyicilerle buluşturarak biraz kaçamak yapmış oldum. İnsan hep yeni bir şeyler üretme ve çalışma aşamasında biraz bunalabiliyor. "Ton Farkı" benim için yeni bir nefes almak gibiydi. 


"Milat" albümünün de aslında henüz miladı dolmadı. Yeni şarkılar için çok kısa bir ara vermiş oldunuz. 
Aslında benim yeni albümü çıkarmayı düşündüğüm tarih bu bahardı. Single yerine komple albümle çıkacaktık ama dediğimiz nedenlerden dolayı biraz daha zaman geçmesini ve olgunlaşmasını bekledik. Paylaşım sitelerinde hala "Milat" şarkılarının paylaşıldığını gördüğümden dolayı ve her yeni işimde de çıtayı biraz daha yukarı çekme isteğimden dolayı uygun olan tarih sonbahardır diye düşünüp, albümü biraz erteledim. 


"Ton Farkı" size nasıl geldi? Sizin için özel olarak yazılmış bir şarkı mıydı? 
Soner Sarıkabadayı bu şarkıyı çok eskiden yapmış ama belli bölümlerini sonra bana yakıştırdı ve benim için değiştirdi. Özellikle şarkının önündeki vokal kısmı tamamen bana uygun olacak şekilde yazıldı. Soner, şarkının club versiyonunun başındaki melodiyi de verdi. Tüm revizeler benim için yapılmış oldu. Tüm versiyonlar için de ayrı kayıtlar yaptık. Şarkının versiyonları için aynı kaydı kullanmayı zaten sevmiyorum. Her üç versiyonun da tonu birbirinden farklıydı. Şarkıyı genelde baştan sona okuyorum hatta aynı nakaratı bile kullanmıyorum. Her nakaratı farklı okuyorum ki işimiz tek düzeye gitmesin. Sonuç olarak single'da yer alan üç versiyon için de üç gece kayıt yaptım. 


Peki şarkının temelleri nasıl atıldı? 
Soner'le biz aslında daha eskiden çalışacaktık. Aynı sitede oturuyormuşuz, komşuymuşuz. Her konuştuğumuzda "Ben senin bir şarkını söyleyeyim" diyordum. Nedense çok istediğimiz halde bir araya gelememiştik. Sonra albüm söz konusu olduğunda Soner'le bir araya geldik. Bana bu şarkıyı ilk önce sadece gitarla çaldı. Başka da bir şey çalmadı ve ben "Tamam, bu şarkı benimdir" dedim. Şarkıyı çok hissettim. Ondan sonra da Soner single olarak yayınlamamız için biraz aklıma girdi. Şirketim de bu fikri destekleyince "Ton Farkı" dinleyicilerle buluştu. 


Şarkıyı çok hissettiğinizi söylediniz. Peki neler hissettirdi? Şarkıda kendinizden neler buldunuz? 
Genelde kendimden bir şey bulmadığım şarkıları zaten söylemiyorum. Samimiyetsiz geliyor bana. Gerçekten içinde şeytan tüyü olan şarkılar beni cezbediyor. Bu şarkıda da o şeytan tüyü vardı. Ton farklılıkları, hayatımızda çok tehlikeli şeyler olabiliyor. Aynı renk olduğumuzu düşünsek de bazen uyuşamadığımız çok konu oluyor. Politikadan, din, dil, ırk ayrımına kadar en belirgin olan aşkta ve dostluklarda da uyuşamayabiliyoruz. Bazen çok yakın bir dostumuzun ton farklılığını kabul edip sineye çekmek durumunda kalıyoruz. Bazen de nüanslarda, seslerde, düşünebileceğiniz her şeyde ton farkı olabiliyor. Önemli olan o ton farkını algılayıp yaşamak mı yoksa o ton farkına rağmen beraber olabilmek mi? Bunu kendimize sormamız gerek. 


Peki sizce hangisi? Ton farklılıklarını kabullenmek mi gerekiyor? 
İnsanlara göre değişir. Bazıları ton farkını çok büyük bir sorun olarak görür ve reddeder. Bazları da o ton farkına rağmen devam etme konusunda inat eder. Bizim söylemimiz ise ton farklılıklarının bir sakıncası olmadığı ve sevmeye devam edilmesi gerektiği yönünde. 


Müzik dünyasında artık kabul görmüş bir Yonca Lodi tarzı var. Seçtiğiniz şarkılarda bu istikrarı nasıl koruyorsunuz? 
Samimi işler yapmaya çalışıyorum. İçsel olarak duyduğum bir şeyi kelimelere olduğu gibi dökebilmemin mümkünatı yok. "Şöyle hissediyorum" diye hakikaten anlatamam ama gerçekten hissetmediğim bir şarkıyı söylemeyerek de samimi davrandığımı düşünüyorum. Eğer benim duygum sesime yansımazsa, benim hissettiklerim sesime yansımazsa hiçbir şekilde iş başarılı olmuyor. Yansıdığı örnekler çok ses getiriyor ve insanların gönlüne direk hitap ediyor. Bugüne kadar "Çok duygulandık, çok ağladık, çok fena olduk seni dinlerken" gibi cümleler benim için doğru kıstaslar. 


Bundan bir önceki röportajımızda "Tarzınızın dışına çıkacak işlere de imzanızı atar mısınız?" diye bir sormuştuk. Peki şimdi bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikriniz değişti mi? 
Ben müzikte sınırlamalardan çok hoşlanmıyorum. Şarkının içinde olanın ben olduğumu hissettiğim sürece o dinleyiciye geçiyor zaten. Müzik denilen şey çok fazla sınırlandırılabilecek, çok fazla kapatılabilecek, çok at gözlüğüyle bakılabilecek bir şey değil. Neden yapıyoruz bu işi? Önce kendimizi mutlu etmek için. Kendi isteğimizi insanlara kendi mutlu olabileceğimiz şekilde yansıtmak için. O zaman gerçekten sevmiş ve bunu yapmayı istemiş olduğumuzu dinleyici de çok güzel algılıyor. 


Müziğinizle ilgili kararları alırken kimlerin fikirlerini alıyorsunuz? Müziğinizle ilgili kararları neye göre alıyorsunuz? 
Şarkı seçiminde duygularım ve iyi hissetmem rol oynuyor sonra da mutlaka sevdiğim şarkının demosunu yapıyorum. O müzikal olarak fikir almak demek aslında. Hem şarkıyı kendime duyurmak istiyorum, bakalım iyi hissetmiş miyim? O zaman müzisyen arkadaşlarım da fikirlerini söylüyorlar. Ekiple oturuyoruz, birlikte dinliyoruz. Bana çok iyi gelen bir şey bazen onlara kötü gelebiliyor. Böyle elediğimiz şarkılar da var ama en önemlisi tabi ki benim hissiyatım ve kıyafetin bana yakışması. Bana yakıştığını hissedersem zaten söyleyişim de farklı oluyor. 


"Ton Farkı"nın da yer alacağız albümünüzün 2012 sonuna doğru yayınlanacağını söylediniz. Sizin şarkılarınız da albümde olacak mı? 
Evet olacak. Üretirken, kendime karşı çok acımasız olduğum için bu defa biraz daha sancılı oldu. Şimdi yazdıklarımı silip, sildiklerimi tekrarlayan bir dönemde kendimle cebelleşiyorum. "Milat" çok güzel bir şarkıydı. O dönemde çok fazla şarkı yaptım ama bu defa biraz daha şaşırtıcı bir şey yapmak istiyorum.


Albümde sizin dışınızda kimlerin şarkıları olacak? 
Eskiden birlikte çalıştığım arkadaşlarım da albümde olacak, çok yeni ve kimsenin duymadığı isimlerde olacak. Yine çok renkli bir palet göreceksiniz. 


Yorumculuğun ötesine geçersek, ileride bir gün prodüktörlüğe de sıcak bakar mısınız? 
Prodüktörlük çok zor bir iş aslında. Çalışkan insanlar olursa neden olmasın? Çünkü bu işte çalışmak ve kafa yormak çok önemli. İnsanın en çok kendine acımasız olması gerekiyor. Dışarıdan çok ışıltılı, büyülü ve her şeyin çok kolay olduğu bir dünyaymış gibi görünüyor ama aslında öyle değil, gerçekten çok zor. 


Büyüyü bozan nedir sizce? 
Bir sürü şey olabilir ama benim gibi sahnede mutlu olan insanlar için ne kadar büyü bozulursa bozulsun, sahneye çıktığın anda tılsım tekrar alevlenebiliyor. O yüzden sahne ve şarkı söylemek hep olsun. Onlar olmazsa gerçekten bazen zıvanadan çıkacak hale gelebiliyorsun. 


Konserler için farklı projeleriniz var mı? 
Zaman ve mekan sıkıntımız maalesef hep var. İstanbul için konuşacak olursak eğer, projeleri hayata geçirecek sahneler artık bundan 10 yıl öncesi kadar yok. Daha çok DJ müziğine açık mekanlar var ama hep tiyatro ve müzikal sahneleri için düşündüğüm, kafamda tasarladığım şeyler var. Kafam bu konuda hiç durmaz zaten. Bir gün umarım bu düşündüklerim hayata geçer. 


Dizi müziklerini başarıyla seslendiriyorsunuz ama kamera önünü hiç düşündüğünüz oldu mu?
Albüm çıkarmak, sonra konser vermek, arada klip çekmek benim artık rutinim oldu. O rutini bozmayı seviyorum ben. O yüzden dizi müziklerini seslendiriyorum. "Bir Çocuk Sevdim"i seslendirirken çok mutlu oldum mesela. O benim için bir kaçamak oldu. Yine şarkı söylüyorum evet ama çok farklı bir şey yapıyormuşum hissiyatı veriyor. Rutini bozma durumu beni mutlu ediyor. Bunun ötesine geçip bir dizi veya müzikalde yer almak, insanın "Tamam ben yaparım" demeyeceği, kendisini sınayacağı ve "Eyvah yapabilir miyim?" şüphesinde olması adrenalin adına güzel bir şey. İşimden dolayı şarkı söylemekten mutlu olan biriyim. İşimi aldatmayı çok istemem ama işimi besleyecek bir şey olursa da heyecanla yaparım. 


2008 yılında "Yeter" şarkınızı dijital platformlarda yayınlanmıştınız Henüz o zamanlarda dijital müzik dünyası bu kadar ilerlememişken siz bu potansiyeli gördünüz. O günlerden bu yana neler değişti sizce? 
Çok büyük bir gelişim var 2008'den bu yana. İnsanlar eskiden dijital platformlara çok şüpheli yaklaşıyorlardı. Genç kesimin müziğini de, hayatını da bilgisayar başında geçirdiğini artık anlamak lazım. CD alıp CD çalar'a takıp da onu dinleyen bir genç nesil artık yok. Biz onlara yetişmek zorundayız. Bilgisayar bizim hayatımıza sonradan girdi ama genç nesil bilgisayarla doğdu. Onların interneti, sosyal paylaşım sitelerini kullanışı çok farklı. Bizler sonradan yakalamak durumunda kaldık. Hayatlarımız sanal alemde paylaşılırken müziğimizin de paylaşılması kadar doğal bir şey olamaz. Korsan kendisine internette çok çabuk yayılacak bir mecra buluyor kendisine. Yasal platformları tercih etmeleri gerektiğini insanlar yeni yeni algılamaya başladılar. Biraz daha gün geçtikçe bilinçli bir toplum gelişiyor ama daha da gelişeceğini düşünüyorum. Dijital platformların artmasıyla artık neredeyse tamamen oraya doğru bir kayış olacağını düşünüyorum. Dijital platformlar, şarkıları ulaştırmak için hız açısından bize çok büyük bir avantaj kazandırdı. Şimdi "Ton Farkı" için bir çok baskı yapacaktık, bandrol basacaktık, izni vs. derken bunların hepsi evrak işi olacaktı. Bu şekilde çok kısa bir sürede şarkını dinleyiciyle buluşturabiliyorsun. Bu hem yorumcu hem de yapımcı için büyük bir lüks. Seviyorum hızlı olmayı. 


Peki sizce sanatçılar bu gelişime destek olmak için ne yapmalı? 
Tabi ben de eninde sonunda bir albüm çıkarmak gerekliliğine inanıyorum. Belki eski alışkanlıklarımızdan dolayı, belki de hitap ettiğimiz 35 yaş üstünün CD alma alışkanlığının devam etmesinden dolayı. Eninde sonunda dijitalden yayınladığım şarkıları illa ki elle tutulur bir şeyin içinde topluyorum ama bu hızın ne kadar faydalı olduğunu gören herkesin dijital platformda bir şeyler yapabilmek adına üretimde olmasını da istiyorum tabii ki. Zaten artık pek reddeden de yok. Yasal platformların artması ve korsanın tamamen engellenmesi halinde daha çok yayılacak. Bizi en çok vuran şeyler, son dönemdeki illegal paylaşımlar. Sanatçılar kendi fan kulüplerini yasal sitelere doğru yönlendirirlerse yavaş yavaş bilinç de yerine oturacaktır. 


www.aveamuzik.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder